Sebze ve meyveler ne kadar çiğ ve taze yenirse faydaları da o kadar çok oluyor.

Yediğimiz besinlerden farklı vitaminler alırız ve bu vitaminler bizim sağlıklı yaşamamızı sağlar. Peki bu besinleri yerken o vitaminleri alabiliyormuyuz? Hayır. Çünkü bazı besinleri çiğ yiyerek, bazılarını pişirerek, bazılarının kabuklarıyla yiyerek vb. yöntemlerle almamız gerekiyor. Bunları bilmezsek o besinde bulunan vitaminden yararlanamamış oluruz.
İşte yiyeceklerdeki vitaminleri korumak için birkaç ipucu:
1. Aşırı pişirmeyin.
2. Sebzeleri haşlarken suda çözünen vitaminlerin önemli miktarı haşlama suyuna karışır. Bu suyu atmayın, çorbalarda veya yemeklerinizde kullanın. Sebze ve meyveleri çok az suyla haşlayın.
3. Kızartmak ve fırında pişirmek, vitaminlerin neredeyse tamamen yok olmasına yol açar.
4. Sebze ve meyvelerin vitamin içeriğinden maksimum şekilde yararlanmak için en doğru yöntem, çiğ veya buharda az pişirerek yemektir.
Yaz sıcağında en lezzetli serinleme yollarından biri olan karpuzun; kanser türlerine karşı etkisinin yanısıra kalp fonksiyonlarının ve kan basıncının düzenlenmesine de yardımcı olduğu bildirildi.
ANTİOKSİDAN ÖZELLİĞİ VAR
Karpuzun, bol miktarda C vitamini ve antioksidan özelliği ile çeşitli kanser türlerine karşı etkili olan Beta karoten içerdiğini belirten uzmanlar, içerdiği yüksek potasyumun da kalp fonksiyonlarının ve kan basıncının düzenlenmesine yardımcı olduğunu vurguladı.
Uzmanlar, aynı zamanda iyi bir lif kaynağı olduğundan bağırsak hareketlerini düzenleyen ve bağırsak kanserini önlemede rol oynayan karpuzun çekirdeklerinin de, içinde bulunan Cucurbocitrin adlı madde ile kan basıncını düşürmeye ve böbrek fonksiyonlarının düzenlenmesine yardımcı olduğunu kaydetti.
KARPUZ NASIL SEÇİLMELİ
Uzmanlar, yağ ve kolestrol içermediğinden ve kalorisi de düşük olduğundan yaz aylarında yapılan diyetlerde
İşte sofraların vazgeçilmez içeceğini daha lezzetli hale getirmenin püf noktaları.
Bugüne kadar birçok faydası keşfedilen ve başlıca içeceklerimiz arasına giren çayın, iyi demlenmemesi halinde flavonun (bitkisel molekül) yapısında meydana gelecek hasarlar sonucu birçok faydasını kaybedebileceği bildirildi.
Bitikler konusunda araştırma yapan Nusaybin Devlet Hastanesi'nde görevli Dâhiliye Uzmanı Dr.Rıfat Bozalan, çayın kaynamış su ile hemen demlenmemesi gerektiğini ifade etti. 95 derecede flavonların özeliklerini yitirebildiğine dikkat çeken Dr. Bozalan, bu nedenle çayın 95 derece altındaki su ile demletilmesini ve demin asla kaynatılmaması gerektiğini söyledi.
Çayın, içinde bol miktarda flavon içeren yararlı bir bitki olduğunu aktaran Dr. Bozalan, doğru demlenmiş çayın içindeki flavonu muhafaza ettiğini hatırlattı. Flavonların atar damar ve toplardamar yüzeylerinin pürüzsüz kalmasını sağladığını dile getiren Uzman Dr. Bozalan, "Yani bir anlamda damar tıkanmasını önler. Flavonlar ayrıca böbrekte idrarın süzüldüğü tüpçüklerin sağlığının korunmasında ve kan kolesterolünün düşürülmesinde önemli role sahiptirler. Flavonların çoğu pişirme ya da kaynatma sırasında (95 derece ve üzerinde) özeliklerini kaybederler.
Yaz mevsiminin vazgeçilmezleri arasında yer alan dondurmada, ÇAYKUR’un özel bir pastane ile anlaşarak 2 yıl önce üretmeye başladığı yeşil ve siyah çaylı dondurma, tüketiciler tarafından beğeniliyor.
ÇAYKUR Genel Müdürü Ekrem Yüce, dondurmanın her türde aromalısının olduğunu, bunun yanında çaylı dondurma da olabileceği düşüncesiyle, bu yönde bir pastane ile çalışma yaptıklarını söyledi.
İlk defa 2 yıl önce başladıkları yeşil ve siyah çaylı dondurmaya vatandaşların oldukça ilgi gösterdiğini vurgulayan Yüce, “Çay vitamin ve mineral yönünden oldukça zengin. Çaylı dondurma ile vatandaşlarımız yaz aylarında hem çayın, hem de dondurmanın tadına varıyor” dedi.
Çaylı dondurmayı üreten pastanenin sahibi Muhammet Bostan ise pastanelerinde vanilyalı, kakaolu, kivili gibi pek çok çeşit dondurma ürettiklerini belirterek, “Bunların yanında 2 yıl önce yeşil ve siyah çaylı dondurma üretmeye başladık. Çok iyi ve güzel bir ürün ortaya çıktı. Tadı oldukça güzel. Vatandaşlar da oldukça ilgi gösterdi.
İspanya’da yaşayan Türk girişimci Rıza Gümüş, bu ülkede simit satmaya başladı.
Sadece 4 bin civarında Türk’ün yaşadığı İspanya’da döner kebap ve baklavadan sonra Madrid kafelerinde satılan “Türk simidi” İspanyolların ilgisini çekiyor.
6 yıldır İspanya’da yaşayan, Türk restoranı sahibi Rıza Gümüş, simit satma fikrini rüyasında gördükten sonra gerçekleştirdiğini belirterek, eşiyle birlikte kendi restoranında 25 gün önce simit yapmaya başladığını kaydetti.
Madrid’deki Türk ve İspanyol kafelerine simit dağıtan Gümüş, şunları söyledi:
“İlk gün 20 simit sattım. Daha sonra her gün 5-10 artmaya başladı. Şimdi günde 200’e yakın satıyoruz. Öncelikle Türklere, büyükelçiliğe ve NATO merkezinde görev yapan Türk komutanlara vermeye başladık. Şimdi İspanyollara da veriyoruz. Ben simidin İspanya’da geleceği olduğuna ve çok güzel satılacağına eminim.”
Susamı ve pekmezi Türkiye’den getiren, unu İspanya’dan alan Gümüş, simidin tanesini perakende 1 avro, toptan 80 sentten satıyor. Kafelerde ise simidin fiyatı şimdilik 1 avro 50 sent.
Küresel ekonomik kriz, tüketicileri daha düşük maliyetli lükslere yöneltti. Anlaşılan o ki, kriz ortamında hayat güçleştikçe gitgide daha çok insan teselliyi çikolatada arıyor.
İsviçre’nin başlıca üretim kollarından çikolata sektörü büyüme eğiliminde. Üreticiler 2008 yılında hem satış miktarında hem de ciroda artış olduğunu, eğilimin 2009’da da sürdüğünü söylüyor. İstatistikler de İsviçre çikolatasının hem içeride hem dünya genelinde satış rekoru kırdığını doğruluyor.
İsviçre Çikolata Üreticileri Derneği (Chocosuisse) Başkanı Franz Urs Schmid, durumdan çok memnun olduklarını belirtiyor.
Bunun bir açıklaması, çikolatanın içerdiği ve mutluluk hormonu olarak adlandırılan seratoninin salgılanmasını kolaylaştıran maddeler olabilir. Anlaşılan o ki, kriz ortamında hayat güçleştikçe gitgide daha çok insan teselliyi çikolatada arıyor.
Bir İsviçreli tüketici, “Ufacık bir parça çikolata bile iyi hissettiriyor ve bu hissin kolay ödenebilir bir bedeli var” diyor. Bir diğeri, çikolatayı tükettiği gıda gruplarının içinde özel bir yere koyduğunu ve başka harcamalarında kesintiye gitse de, çikolataya para harcamaya çalışacağını söylüyor.
Halk arasında soda ve maden suyu eş anlamlı kullanılmasına rağmen ikisi birbirinden farklıdır. Peki iki içeceğin farkı ve faydaları nedir?
Halk arasında her ne kadar soda ve maden suyu aynı olarak bilinse de her ikisi farklı içeceklerdir. Kısaca aralarındaki farkı söylemek gerekirse biri yapay diğeri ise doğal bir üründür. Bazen rahatlamak bazen de su ihtiyacını gidermek için kullandığımız bu içecekleri zaman zaman tüketmekteyiz.
Tüketmiş olduğumuz bu içecekleri ilk önce tanıyalım;
Maden suyu: Jeolojik ve fiziksel olarak koruma altında tutulan yeraltı sularından kuyu açılarak veya kaynaktan doldurularak elde edilmiş, çözünmüş katı madde içeriği toplam 250 ppm'den daha az olmayan sulardır. Çözünmüş mineral tuzları, elementler ve gaz içeren madensularını diğer sulardan ayıran özellik, kaynağından elde ediliyor olmasıdır.
Ev hanımlarının mutfaktaki yanlış inanışları sağlığı tehdit ediyor.
Erciyes Üniversitesi Atatürk Sağlık Yüksekokulu’nda görevli Uzman Diyetisyen Habibe Şahin, konuya ilişkin açıklamasında, ev hanımlarının yemek pişirmede ve diğer yiyeceklerin hazırlanmasında yaygın olarak uyguladıkları birçok alışkanlığın, sağlık açısından yanlış olduğunu belirtti.
Mutfaktaki yanlış inanışların, gıdaların özelliğini yitirmesine ve vitamin kayıplarına neden olduğunu kaydeden Şahin, şu bilgileri verdi:
Ev hanımları sebzeleri genelde doğradıktan sonra yıkarlar ancak, doğrandıktan sonra oksijen ile temas eden sebzelerde C vitamini kaybı olur.
Baklagillerin ıslatma suları dökülür. Halbuki baklagillerdeki B vitamini ıslatmada kullanılan suya geçer. Bu sular, dökülmemeli yemeğin pişirilmesinde kullanılmalıdır.

Ağırlıklı olarak balıkla beslenen toplumlarda, et ve sebze ağırlıklı beslenenlere kıyasla ortalama yaşam süresinin daha uzun olduğu, insanların daha çok fiziksel direnç gösterdikleri belirlendi. Uzmanlara göre işin sırrı, tuzlu su balıklarının etinde bulunan Omega-3 yağlarından kaynaklanıyor. Genetik beslenme uzmanlarının yaptığı araştırmaya göre, Omega-3 yağları total kolesterol seviyesini düşürüp kalp-damar sisteminin daha iyi çalışmasını sağlıyor.
Omega-3 yağlarının, kalp-damar sistemi üzerindeki koruyucu etkilerinin 6 hafta boyunca günde 100 gram balık tüketimiyle kendini gösterdiği belirtiliyor. ABD'li genetik beslenme uzmanı Doktor Artemis Simopoulos, Omega yağlarının enfeksiyonlara karşı vücudun savunma sistemini güçlendirdiğini, beyin ve hücre gelişimine katkıda bulunduğunu belirterek, "Eğer yaşlanmayı yavaşlatmak istiyorsanız Omega-3'ü artırmanız gerekir" diyor.

Yalova'da üretilen ıhlamur balı Türkiye piyasasında olduğu kadar yurtdışında da rağbet görüyor.Türkiye'de sadece Artvin ve Yalova'da ağırlıklı olarak üretilen ıhlamur balı iç ve dış piyasada adeta kapışılıyor. Kilosu 25-30 milyon arasında değişen bal, birçok hastalığın tedavisinde kullanılıyor.
Yalova dağlarında bulunan ıhlamur ağaçlarının çevresine bahar aylarında yerleştirilen kovanlardaki milyarlarca arının ıhlamur çiçeklerinden topladığı nektardan oluşan bal, rengi ve aromasında da farklılık taşıyor. Normal bala nispetle daha koyu ve kıvamlı olan ıhlamur balını üretmenin zor olduğunu söyleyen arıcı Naci Yıldız, "Bu bal kanserin önlenmesinde insan metabolizmasına destek veren bir özelliğe sahip. Yine birçok hastalığın tedavisindede kullanılıyor.

İngiltere Lincoln Üniversitesi Gıda ve Biyokimya Bölümü öğretim görevlisi ve Fındık Araştırma Komisyonu Başkanı Doç. Dr. Celalettin Alaşalvar, fındık yağının, piyasada bulunan diğer yağlardan daha kaliteli olduğunu savundu. Doç. Alaşalvar, tombul fındığın içinde bulunan Oleic asit, E vitamini ve kalsiyumun insan sağlığına son derece faydalı olduğunu da bildirdi.
Giresun Meslek Yüksek Okulu (MYO) Fındık Eksperliği Bölümü öğrencilerine konferans veren Doç. Dr. Celalettin Alaşalvar, yaptıkları araştırmalar sonucunda, en kaliteli fındığın, Giresun'a has tombul fındığın olduğunun ortaya çıktığını kaydetti. Tombul fındığın içinde bulunan Oleic asit, E vitamini ve kalsiyumun insan sağlığına son derece faydalı olduğunu söyleyen
ABD'li diyetisyen sudan sonra en çok tüketilen içecek olan çayın yararlarını ortaya çıkardı.
ABD’li diyetisyen Mark Ukra’nın dünyada sudan sonra en çok tüketilen içecek olan çayın yararlarını anlattığı Çay Diyeti kitabına göre kırmızı etin kanser riskini azaltmanın en iyi yolu, pişirmeden önce çayda bekletmek. Alkolden önce içilen çay da akciğerin zarar görmesini engelliyor.
Amerikalı beslenme uzman Mark Ukra’nın yazdığı Çay Diyeti (The Ultimate Tea Diet)) isimli kitap, başta ABD olmak üzere tüm dünyada büyük ilgi gördü. Adı Dr. Çay’a çıkan Çin asıllı Ukra’nın ailesi 200 yıldır çayla uğraşıyor. Çay ile ilgili bilim dünyasının yaptığı tüm araştırmaları inceleyen bu kitapta toplayan Dr. Çay’a göre, Türk kültüründe büyük yeri olan çayın faydaları saymakla bitmiyor.
Prof. Dr. Bingür Sönmez´in yumurtayı yasakladığı hastalarından özür dilemesinden sonra daha rahat bir şekilde yumurta yemeye başlayan vatandaşlar, bu sefer pişirme yöntemini tartışmaya başladı.
Yumurta yağda mı kızartılmalı, yoksa kaynatılarak mı yenmeli? Bu soruya cevap veren İzmir Özel Şifa Hastanesi Diyet Uzmanı Elif Çakırca, yumurtanın kaynatılarak veya yağsız teflon tavada pişirilerek yenmesi gerektiğini söyledi.
Rafadan yumurtaya sıcak bakmayan Çakırca, fazla pişirilen yumurtanın sarısının etrafında meydana gelen yeşil halkanın yumurtanın bayatlığını gösterdiğini vurguladı. Elif Çakırca, "En iyi yumurta, içindeki biotin vitamini pişecek şekilde 10 dakika kısık ateşte pişirilen yumurtadır." dedi.
Aydın'da 20 yıldır kış sezonunda okullara beslenme hazırlayan ve okulların açık olduğu dönemlerde yufka açan bir işletme yazları da Avrupa'ya makarna ve mantı hazırlamaya başladı. Lezzetli yemekleri ve hoş damak tadı ile dünyanın her tarafına yayılan Türk yemekleri bir çok kişiye de iş ve ekmek kapısı haline geldi.
Aydın'da 20 yıldır kış sezonunda okullara beslenme hazırlayan ve okulların açık olduğu dönemlerde yufka açan bir işletme yazları da Avrupa'ya makarna ve mantı hazırlamaya başladı. Sipariş üzerine çalışan Aydınlı bayanlar ekonomik kriz ve işsizlik terimlerine yabancı. Çalışan ve işini dürüst yapan herkesin bir şekilde ekmeğini kazanacağına inandığını belirten Kevser Göbek isimli işletme sahibi bayan, özellikle Türklerle iç içe yaşayan Almanların ev yapımı doğal Türk Makarnasını çok sevdiklerini söyledi.
Osmanlı döneminde saraylarda pişirilen Türk mutfağının en eski tatlıları arasında gösterilen aşure, bugün de hala Muharrem ayında birçok dernek ve vakıf tarafından hazırlanıp dağıtılıyor.
Türk ve İslam dünyasında önemli yeri olan aşure, evlerde de pişirilip komşularla paylaşılıyor. Hz. Nuh’un gemisindeki ambarlarda bulunan son gıdaların karıştırılması sonucu yapıldığı ve aşurenin bereket getireceği bilinmektedir.
Aşurenin içindeki malzemeler, her yörede farklı ürün yetiştirilmesi nedeniyle farklılık gösterebiliyor. Türk mutfağı uzmanı Nevin Halıcı, aşurenin 41 çeşit üründen yapılabildiğini belirterek, Türk mutfağının en önemli yemekleri arasında yer aldığını söyledi.
Direklerarası'nın o ünlü, vazgeçilmez tatları neredeyse unutulmaya yüz tuttu. Bir döneme damgasını vuran şerbet, demirhindi şerbeti ve ferahlığın simgesi limonata, 'meşrubat' daha icat olmamışken sokakların, evlerin, kutlamaların baş tacıydı.
Sokak şerbetçilerini büyüklerimizden dinliyor, kitaplarda okuyor, fotoğraflarda görüyoruz artık. Sırtlarında kocaman bir ibrik, hafifçe eğerek yaklaşık yarım metre mesafeden şerbeti bardağın içine ustaca boşaltan şerbetçiler...
Aynı Direklerarası eğlenceleri gibi onların da bugünün dünyasında yeri kalmadı artık. O günleri dinlerken gözümüzün önünden huzurlu, sakin bir İstanbul yaşamı geçiyor, imreniyoruz yakalayamadığımıza.
Devrin sultanı, Ramazan ayında, bir gün tebdil-i kıyafetle şehri dolaşmaya çıkar. Yanında baş veziri vardır. Sultan; Paşa, akşam ezanı kimin kapısının önünde okunursa o evde iftar edelim, der. İftar vakti yaklaşmıştır. Ara sokaklara girerler. Her evin kapısının önünde bir kişi beklemektedir. Bir misafir bulup evlerine iftar için çağıracaklardır. Başkalarına iftar ettirmenin zevkine tadacaklar ve sevabını alacaklar.
Sultan ve veziri kendilerini tanıtmadan, herkese selam vererek giderler. İftar topu atılıp akşam ezanı okunmaya başladığında, fakir ama gönlü zengin bir Müslümanın evinin önündedirler. Zaten ev sahibi de iftara birilerini çağırabilmek için kapıda beklemektedir. Sofra hazırlanmış. İftar sofrasında ekmek, tuz ve mis gibi tüten bir çorba vardır. Tuzla iftarlarını açarlar, ekmek ve çorba ile karınlarını doyururlar. Çorba, sultanın çok hoşuna gitmiştir. Ev sahibine;
Yiyecek maddelerimizin bazılarını çiğ bazılarını da pişirerek tüketiriz. Çiğ yenen besinlerin çok iyi yıkanarak tüketilmesi gerekirken pişen besinlerin ise doğru pişirilmesi besin değerinin korunması için son derece önemlidir. Çünkü her besinin pişirme şekli farklıdır. Çoğumuz bilinçsizce pişirme işlemini gerçekleştirirken son derece önemli besin ihtiyacımızı karşılayacak gıdaları faydasız posalara dönüştürüyoruz. Öyleyse bir bakalım hangi tür gıda pişirilirken nasıl pişirilir.
Et ve Kümes Hayvanları nasıl pişirilir?
Etin pişirme sürecinde protein katılaşır ve su kaybı olur. Kuru ısıda pişen ette ısı yükseldikçe su kaybı artar ve et kurur. Sulu ısıda ise etin bağ dokusu proteinlerinden kollojen, hidrolize olur ve böylece et yumuşar. Etin rengini veren miyoglobinde değişiklikle et kırmızı renkten kahverengiye dönüşür.
Balık nasıl pişirilir?
Balığın bağlantı dokuları az olduğu için pişirmeyle kolayca dağılır. Hafif ateşte pişmesi dağılmayı engeller. Yağlı balıklar genellikle, ızgara veya kendi suyu içinde pişirilir. Az yağlı balıklar ise kızartma yöntemiyle pişirilir.
Eskiden Antalya'nın ‘Yukarı Pazar’ denilen çarşısında, "Çınarlı Kahve" olarak bilinen (bugün Tolunaylar İş Merkezi) yerin hemen yanındaki ara sokakta küçücük bir piyazcı dükkânı vardı. Bu piyazcı dükkânında öğle saatlerinde küçücük birkaç masa etrafında insanlar adeta üst üste oturur, piyaz tabaklarının servis yapılmasını beklerlerdi. Yalnız öğle saatlerinde açık olan bu piyazcı, bu saatlerde çevrede dükkânları olan tamircilerin, hurdacıların, marangozların, dar gelirli, bol gelirli, her gelir düzeyinden insanın akınına uğrardı. Başka kentlerden gelen misafirlerini Antalyalılar, evlerinde ağırlamalarının yanında, bir gün öğleyin muhakkak bu piyazcıya getirirler, "Antalya'nın Piyazcı Sami'sinden bir piyaz yemeden Antalya'dan ayrılmak, Antalya'yı tanımamak olur." derlerdi. Havanın güneşlik olduğu günlerde dar sokak içine de birkaç yemek masası atılır, müşterinin bu izdihamı (yığılması) bir parça giderilmeye çalışılırdı.

Birçok yöremizde "kelem" ismiyle de anılan lahana adeta doğal bir eczane. Yüzlerce yemek çeşidiyle mutfaklardaki önemini sürdüren lahana, en çok yenildiğinde faydalı oluyor. Suyunu içmek ise bir çok derde deva.
Lahananın M.Ö 600 yıllarında Doğu Akdeniz ülkeleri tarafından kültür bitkisi olarak yetiştirildiği ve yemeğinin yapıldığı tarihi kayıtlarda geçiyor. Romalı Marcus Porcius Cato, Latinlerin asırlarca hekim geçinmelerinin sebebinin, lahananın yararlarını bilmeleri olduğunu söylüyor. Slav milletlerinin tarihi kayıtlarında, Slavların gemi yolculuklarında sadece lahana turşusuyla birkaç ayı sebzesiz geçirebildiği belirtilmektedir.
Lahana, Osmanlı Saray Mutfağında da hak ettiği ilgiyi görüyor. Saray mutfağının envanterindeki bilgiler, lahananın sarayda en çok tüketilen sebze çeşitlerinden biri olduğunu ortaya koyuyor.
Erzurum’un vazgeçilmez damak tatları arasında lor dolması, kadayıf dolması, özel yapılmış su böreği, ayran aşı ve cağ kebabı gelirken, kesme çorbası, hıngel, çiriş, haşıl ve çortutu pancarı da, Erzurum ve Erzurumlunun diğer mutfak değerleri arasında yer alıyor. Ayran aşı ve kadayıf dolması ise, Erzurum’da genellikle Ramazan’la birlikte anılıyor. İşte Erzurum’un yöresel mutfak kültürü ve sahip olduğu zenginliklerden bazıları:
“Ayran Aşı, Kesme Çorbası, Çiriş, Hıngel, Tatar Böreği, Mumbar Dolması, Su Böreği, Eşikili Dolması, Lor Dolması, Haşıl, Çortutu Pancarı, Kapuska, Çortma, Agoz, Bişi, Borani, Dadah, Gavut, Hurma Tatlısı, Katmer ve Guymak
ERZURUM’UN MEŞHUR ÇORBALARI
Aynan aşı, Ramazanda, iftar sofralarında 30 gün süre ile başköşede yerini alır. Ramazan ayları dışında da pişirilir. Diğer yörelerde adı yoğurt çorbası olan bu çorbaya Erzurum'da ayran aşı denir. Bir ölçek gendime (aşlık) iyice pişirilir.
Kızartma işlemi gerçekleştiren üretim, toplu tüketim ve satış yerlerinde denetimlerini sıkılaştırmaları gerektiği bildirildi
Gıda Mühendisleri Odası'nın yazılı açıklamasında, son günlerde basın organlarında ticari adı Magnesol XL olan magnezyum silikatın, uzun süreyle kullanıldığı için sağlığa zararlı hale gelen kızartma yağlarındaki olumsuz değişimin gizlenmesi amacıyla kullanıldığı haberlerinin yer aldığı hatırlatıldı.
Bir yağın, normal sürede ve zararlı bileşenlerin oluşmasına neden olmadan kızartma işleminde kullanılmasının, özellikle Türk mutfağında gıda hazırlama tekniği açısından yaygın bir uygulama olduğuna dikkat çekilen açıklamada, ancak, usulüne uygun yürütülmeyen bu işlemin sakıncalı sonuçlarını gizlemek amacıyla

1 adet kivinin yetişkin bir insanın bir günlük C vitamini ihtiyacını karşıladığı açıklandı.
Ordu Üniversitesi Meslek Yüksek Okulu Müdürü ve Ziraat Fakültesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Turan Karadeniz, 1 adet kivinin, yetişkin bir insanın günlük C vitamini ihtiyacını rahatlıkla karşıladığını belirtti.
Karadeniz, kültür çeşitleri olarak yetiştirilen kivinin 1930'lu yıllarda Yeni Zelanda'da ıslah edildiğini ve aynı yıllarda ilk kapama bahçelerinin de bu ülkede kurulduğunu belirtti.
Türkiye'de kivi üretim çalışmalarının ise 1988 yılında Tarım ve Köyişleri Bakanlığı'nın İtalya'dan sağladığı bin 800 adet kivi fidanı ile 15 ayrı ekolojide birer dekarlık adaptasyon bahçeleri kurularak başladığını ifade eden Karadeniz, "Çalışmalar sonucunda, Doğu Karadeniz'in kivi yetiştiriciliğine uygun en ideal bölge olduğu görülmüştür.
Mutfak profesyonelleri, dünyanın en zengin 3 mutfağından biri olarak kabul edilen Türk mutfağının eşsiz lezzetlerinin yurt içi ve dışında tanıtımının yeterli olmadığı görüşünü taşıyor.
Mutfak Dostları Derneği 2. başkanlığını da yapan gurme Sevim Gökyıldız, fuar ve festivallerin Türk mutfağının tanıtımında son derece faydalı olduğuna inandığını, ancak burada dikkat edilecek konunun, bu organizasyonların doğru, dürüst ve akıllıca yapılması olduğunu kaydetti.
Yurt dışında birçok yemek festivaline gittiğini ve Fransa`da Mutfak Sanatı Okulu Le Cordon Bleu`da Türk mutfağını öğrettiğini anlatan Gökyıldız, ``Ne tanıtacağınızı bilirseniz o tanıtımı yapabilirsiniz. Bunu insanları, ülkenizi severek yapmalısınız`` dedi.
Bu yıl sezonun rekor beklentisiyle başladığı mandalinada havaların sıcak gitmesi nedeniyle fire oranının yüzde 30’lara ulaştığı belirtildi..
Türkiye’de en fazla tanınan mandalina türü olan satsuma mandarin üretiminin önemli bölümünün yapıldığı İzmir ve çevresinde bu yıl rekor ihracat beklentisi, havaların mevsim normallerinin üzerinde gitmesi nedeniyle tehlikeye girdi.
Açıklamalarda bulunan Ege İhracatçı Birlikleri Başkanlar Kurulu ve Yaş Meyve, Sebze İhracatçıları Birliği Başkanı Mustafa Türkmenoğlu, satsuma mandarinde geçen yıla göre daha iyi bir sezon yaşandığını ifade etti.
Adana Ticaret Odası (ATO) tarafından Türkiye'nin çeşitli illerindeki ustalara tescilli Adana Kebabı'nın öğretilmesi için açılan kursa katılanlara sertifika verildi. Adana Ticaret Odası tarafından kentin yemek kültüründe önemli bir yere sahip olan kebabın gelecek nesillere aslına uygun olarak taşınabilmesi amacıyla 4 yıl önce başlatılan çalışmalar devam ediyor. ATO tarafından düzenlenen eğitim seminerinde Türkiye'nin farklı illerindeki kebap ustalarına gerçek Adana Kebabı'nın nasıl yapılacağı uygulamalı olarak anlatıldı.
Müteahhitler Birliği Tesisleri'nde gerçekleşen iki günlük eğitim seminerine Adana'nın yanı sıra Ankara, İstanbul, Bolu, Aydın, İzmir, Muğla ile Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti'nden 20 kebap ustası katıldı.
Ankara Ticaret Odası (ATO) ile Ankara Patent Bürosu, Türkiye’nin lezzet haritasını çıkardı. 81 ili kapsayan lezzet haritasına göre, Türkiye, 2 bin 205 çeşit yöresel yiyecek ve içecekten oluşan zengin mutfağıyla dikkat çekiyor.
Amasya ve Afyon’un “sakala çarpan çorbası", Aydın’ın “kulak çorbası", Bolu’nun “kedi batmaz"ı, Denizli ve Çanakkale’nin “kaçamak"ı, Rize’nin “enişte lokumu", Şanlıurfa’nın “şıllık tatlısı", Kocaeli’nin “otur fatma tatlısı", Kütahya’nın “tosunum"u, Tokat’ın “bacaklı çorbası", Amasya’nın “kesme ibik çorbası" ve “eli böğründe"si, Balıkesir’in “mafiş tatlısı", Artvin’in “püşürük çorbası", Bartın’ın “pumpum çorbası", Malatya’nın “kurşun geçmez köftesi", Kırklareli’nin “sulu kaçamak" ve “kuru kaçamak"ı, Isparta’nın “kuyruğu sulu"su ve “derdimi alan"ı, ilginç isimli yiyecekler arasında yer alıyor.
Yapılan yeni bir araştırmaya göre, fazla meyve-sebze tüketmenin vücuttaki alkali seviyesini artırarak kemikleri güçlendirdiği bulundu.
Uzmanlar, fazla protein alımının ve tahıl yemenin vücutta aşırı asit üretimine yol açtığını, bunun da kalsiyum atılımını arttırarak kemiklerin zayıflamasına neden olduğunu belirtiyorlar. Klinik Endokronoloji ve Metabolizma Dergisi'nin Ocak sayısında yayınlanacak araştırmada, rastlantısal olarak belirlenen 50 yaş ve üstü 171 kadın ve erkeğe 3 ay boyunca bir yalancı ilaç ya da potasyum bikarbonat, sodyum bikarbonat ile potasyum klorür verildi. Bikarbonat alan insanların kalsiyum atılımında ve kemik rezorpsiyonunda önemli derecede azalma görüldü.
|
|
|
|
Son yorumlar
1 hafta 2 gün önce
1 hafta 3 gün önce
2 hafta 4 gün önce
4 hafta 3 saat önce
4 hafta 5 gün önce
4 hafta 6 gün önce
5 hafta 2 gün önce
5 hafta 2 gün önce
5 hafta 5 gün önce
5 hafta 5 gün önce